KADINLARIN ÇOĞU ASLINDA 'NELLY'


Tanrı, egosu yüksek kadınlardan sadece erkekleri değil, kadınları da korusun, diyerek ışık hızında, kendimi din adamı koltuğunda başkaları için de yalvarırken buluyorum.

Gözümü açtığımda halen bu dünyaya aitsem yapacak bir şey yok, aynı gökyüzünün altında onlarla da birlikte yaşamayı öğrenmem gerek. Kaçabileceğin hiç bir yer yoksa en az zararla yanlarından geçip ürkütmemeye bakacaksın. Gagalanmadan yanlarından geçebilirsen karlısın, ama eteklerin iki metre arkandan sürünecek kadar uzunsa ; illaki birisi gelip kasıtlı olarak eteğine basıp yırtacaktır kumaşını.


Kadınlar hemcinsleri ile dost olabilecek kadar erdem sahibi ise (ki bu gerçekten büyük bir erdem) yanına kocanı ya da sevgilini verip ıssız bir adaya da bıraksan; son nefesine kadar denize bakar, palmiyeleri seyreder yine de bakmaz o adama. Erkekler çok da ehil yapıda canlılar değil; elbette bu bir gerçek ama kadınların da diğer kadınların sahip olduğu her mutluluğa taş koymaktan ne kadar zevk aldığını, "onu sevme beni sev" diye fıldır fıldır etrafında döndüğünü de inkar etmek tam bir delilik olur.

Aşk kıskanılır, adamın tipinin nasıl olduğunun en ufak bir önemi yoktur. Bu yüzden paylaşılamayan bir erkek olduysanız sakın ; Clark Gable gibi bakışlarınız, Brad Pitt gibi sırma saçlarınız, Michaiel Cain gibi ince bir zekanız, Jude Law gibi vücudunuz ya da Tyler Durden gibi yatak performansınız olduğundan falan sanmayın. Siz mahallenizin bakkalı kadar mülayim, sütçü kadar pembe tombul yanaklı, pideci çocuk gibi ezik de olsanız (pideciler ayağa kalkmasın, çok severiz onları; bu lafın gelişi) boşta kalmazsınız. Kadınlarda bu empatisiz karakter yapısı olduğu sürece; siz egonuzu uçan balon misali şişire şişire , her türlü ahlaksızlığı yapa yapa, her türlü maymunluğu yapa yapa; sırtınız yere gelmeden yaşar gidersiniz.

Kadınlar yaşamlarının sonuna kadar erkek yetiştiren bir anne aslında. Ben çoğu zaman bu misyonun suyunu çıkartmış olabilirim, farkındayım. Ama her kadın birlikte olduğu erkek için bir anne; bazısı çok ilgili mıcık mıcık bir anne, bazısı disiplin sever eli terlikli bir anne, bazısı sümsük bir anne... Erkekler bir anne değil bir sevgili mi arıyor dediniz? Hahahahhaaaa (pardon kendimi tutamadım, güldüm buna)..

Erkeklerin ne aradığını sorgulamak fazla zaman kaybı? Peki kadınların kadınlarla derdi nedir? Biribirinin tepesine basa basa, ortada soytarıya çevirdikleri adamı kapma yarışı çabası nedir?

Bazı kadınlar bir erkeği kozasında keşfeder.. Yani tırtılken; yani herkesin bir yaprağuın üzerinde gördüğünde "iiiiiiiğğğğkk!" diye suratını büzüştürdüğü zamanlarda; onu alır renkli bir kelebek yapar. Tırtıl kendiliğinden kelebek olduğunu iddia eder, çünkü koza içinden o kadar debelenerek çıkmıştır ki; sarsıntıdan ne olduğunu idrak edememiştir.

Bazı kadınlar bir erkeği kelebekken keşfeder (bu kadın tipleri en cingöz geçinen ; fırıldak tiplerdir); kelebeğin ömrünün sonuna gelmişlerdir ama dötü başı dağıtırlar. Renkleri ellerinde kalır, pulları yapışır ama yapışan pullarda artık renk yoktur; grimsi sönük kuru birşeydir artık..

Erkekler kelebek midir peki? Of tabi ki değil.. Elbette değil (boşuna sevinmeyin bu benzetmeye; ben sadece yaşam stili bakımından kelebeği örnek gösterdim.)

Kadınların empatisiz kişilik yapısı 6 yaşındaki kız çocuklarının o lüle saçlı kahküllü tipleriyle ortalıkta bütün sevimsizlikleri ile dolaşıp herşeyi isteyen karakter yapısına benzer. Anne baba o çocuğu insan olarak yaşama kazandıramamıştır. Çocuk yapmak ayrı, insan yapmak ayrı; bunları ayırmak gerek. Küçük Ev dizisindeki "Nelly"dir onlar. Dudakları hep büzük, kenarları aşağı kıvrıktır. Gözleri kısık bakar, burunları havası çekilmiş güneşte kurutulmuş kayısı gibidir. Her pastaneden süpangle isteyen, her dondurma topunu üst üste koyduran, hepsini de devirip eli boş kalan aç tiplerdir bunlar.

Erkekler Nelly tiplerini en başta severler; bu tipler uğruna hayatlarında geri kalan bütün kadınları tekmeler, çoraplarına ceviz kabuğu koyarlar; ta ki Nelly'ler onların Tyler Durden değil de pembe yanaklı sütçü olduğunu anlayana kadar. Bir gün bir uyanırlar ki, yanlarındaki adamı kurbağa mı kovalamış, at mı tekmelemiş ne olmuşsa başka biri olmuştur. Artık o pembe yanaklı sütçüdür ve ayağa kalktığında da ezik pideci çırağı olmuştur. (Benzetmelerde ayrıntılara takılıp bu tür meslek guruplarını ayağa kaldırıp evimin önünde pankart açtırmazsanız sevinirim; adı üstünde sadece bir örnekleme bu).

Kadınlar kadınların daima en büyük düşmanıdır. Erkekler kadınların aptal aptal gazına gelen zavallılardır aslında. Onlara birileri bu gerçeği söylemek zorundaydı; bana kaldı.. Çok üzgünüm.

Bir kadın olarak "iyi kalpli biri ne anlama gelir ? "in cevabı işte tam da budur.. İyi kalpli bir kadın olmanın kıstası; hemcinslerin tarafından da güvenilir olmaktır. Hemcinslerin tarafından da dost görünebilmektir. Hemcinslerinin en ufak aldığı bir darbede yanında olabilmektir. Yoksa Hamdi, Ayşe'nin dostluğunu çok beğeniyormuş, Hamdi Ayşeyi çok taktir ediyormuş, Ayşe Hamdi'ye üzümlü kek yapmış (asla bu bir iyilik kriteri değil, asla da olamaz).

Kadın olmak bir tesadüf, zeki olmak da öyle; ama "iyi kalpli bir kadın" olabilmek gerçekten bir erdem.

Kimsenin hayatındaki aşka el uzatmadan, kimsenin sevgisini kıskanmadan, arkadaşının mutluluğu ile mutlu olabilmek bir erdem.

Bedenine değil, ruhuna orospuluk sokmadan yaşayabilmek bir erdem..

Süpanglelere uzaktan bakıp yoluna devam edebilmek bir erdem.

Erkekleri ortalıkta soytarıya çevirmeden anne, sevgili, eş olabilmek daha da büyük bir erdemdir.


LOS ANGELES KAYIP MELEKLER ŞEHRİ


NewYork'tan Los Angeles tam altı saatlik bir uçuş. Yani İstanbul-NewYork arası uçuşun üçte ikisi; inanılır gibi değil. Bu ülke gerçekten çok büyük.. Avrupa'dan daha büyük bir ülke burası..

Hiç tanımadığım iki kadının ortasına oturtmuşlar beni ve obez olanı sürekli yemek programlarını seyrediyor uçakta, diğeri ise bir an önce Los Angeles'a ulaşma derdinde olabilir. Çünkü sürekli uçağın şu anda nerede olduğuna bakıyor, televizyonundan.. Ben uyukluyorum, hiç bir şeye bakacak gücüm yok..

Yaşlı ve kot pantolonlu bir hostes servis yapıyor, herşey paralı. Çok ucuz bir uçak bileti bulmuşum anlaşılan çünkü yastık bile vermediler.. Hatta ayaklarım üşüdü ilk kez bir uçak seyahatinde. Eğilip yere baktım, bu uçağın yerinde bir yerde delik mi var diye.. LAX havaalanına uçak bodozlama indi , sanırım kanatlardan biri biraz daha eğikti ama bu heyecan bile benim göz kapaklarımın açılmasına sebep olmadı. Ruhum uyanmıyor, uykusuzluktan bayılmak üzereyim. Tam 16 saat gündüze doğru gittik. Bu , bir günü 40 saat yaşamak demek, biliyorsunuz.. Ve şu jetlak denen olay acayip bir şey; haftalarca kalsam düzelmiyor. Akşam 7'de uyuyakalıyorsun, gecenin 2'sinde gözler baykuş gibi açılıyor. Çünkü bedende biyolojik saat gündüzü geceyi algılayamıyor.



Las Vegas'tan sonra gördüğüm en şık havaalanındayım ve dünyanın film ve şöhret merkezindeyim. Alışveriş yapılacak mağazalar, ünlüleri görmek falan umurumda bile değil. Gittiğim şehirde , sadece şehri keşfetmekten keyif alanlardanım.. Hayatta en keyif aldığım şey, gözlem yapmak.

Her büyük şehirde olduğu gibi tezatlıklara rastlamak olası idi ama Los Angeles benim hayatımda gördüğüm en büyük tezatlar şehriydi.

Şehir merkezi gerçek anlamda heyecan verici. Film setinde gibisiniz. Yanınızdan geçen insanlar, hayatınızda görebileceğiniz en lüx arabalar, dünyanın jet sosyetesinin yemek yediği ışıl ışıl restaurantlar , içi barok stili döşenmiş ultra lüx otel resepsiyonları; insanın başka bir dünyada olduğunu düşündürüyor. LA Downtown'da sınız. Gökdelenler, iş merkezleri, alışveriş merkezleri bir avuç pırlanta gibi parlıyor.
 

Amerika'nın Washington DC'den sonraki en büyük hükümet binası Los Angeles'ta.

El Pueblo denen devasa büyük parkın karşısında zamanında İspanyolların inşa ettiği görebileceğiniz en şık tren istasyonu duruyor. Biraz Arap esintileri taşıyor gibi ama yine de trene binmeseniz de görülmeye değer yerlerden..

Los Angeles'da yarım milyon Japon yaşadığı söyleniyor. Eğer Japon mutfağına ve suşiye meraklıysanız ; her ne kadar en iyi suşi restaurantı San Francisco'da da olsa Los Angeles'ta da en lezzetlilerini yemeniz mümkün. Yazarken bile canım çekti.

Şehrin bütün ışıltısını bir yana bırakırsak diğer yüzü suratınıza bir şamar gibi çarpıyor. Hayatımda gördüğüm en fazla evsiz bu şehirdeydi. Şehrin her yerinde o kadar çok evsiz var ki, ve diğer insanlar onlara hiç kötü davranmıyorlar. Bir İtalyan pastalarının satıldığı kahve salonunda, bizimle birlikte bekleyen bir homeless'a satış elemanı aynı nezakette "yes sör" diye kibar ve olağanüstü bir güler yüzlülükte davranıyor. Kimse buraya giremezsin demiyor.


Binlerce evsiz var. Yaşamlarını sadece yardımsever birilerinin katkısı ile, ya da günlük yapabilecekleri işlerden kazanıyorlar. Ya da açlar, ya da gerçek anlamda yaşamıyorlar..
 
 
Devlet belli oranda sığınma sağlıyor, ama hepsine değil. Bir çoğu sokaklarda uyuyor ve uyanıyor.

 
California eyaletinde 51 bin civarında evsiz olduğu söyleniyor ve bunun 25 bin kadarı sadece Los Angeles'ta yaşıyor. Bu gerçekten Amerika'nın çok dramatik bir yüzüdür.
 
 
Her gece Los Angeles sokaklarında 20 bin kişi uyuyor ve bunun 2 bin kadarı aile.. Sadece %15'inin bir işi var.. Ve devlet ne yaparsa yapsın yetersiz kalıyor.

 Hollywood Bulvarı'nın yıldızlarına basarak yürüyoruz. Her birinde hayran olduğumuz film yıldızlarının adı yazıyor. Bir çok insan o yıldızların üzerinde en güler yüzlü pozlarını veriyor. Eylül ayında sıcaklık nefes aldırmıyor. Boğulacak gibi oluyorsunuz. Restaurantlar turistlerle dolup taşıyor. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş  Hollywood'da olmanın heyecanını taşıyan , meraklı gözlerle etrafını inceleyen bir dünya insan. Fiyatlar uçuksa içerisi daha nezih ve şık insanlarla dolu, fast food'a yakınsa bizler gibi sıradan insanlarla doluyor restaurantlar.
 
 
Benim nedense bir hayal kırıklığım var. Hollywood, LA Downtown kadar göz alıcı bir yer değil. Türkiye'deki turistik kasabalara benzetiyorum ve sanırım o kadar da fazla etkilendiğim söylenemez.

 


Arabaya atlayıp Beverly Hill'e gidiyoruz. Hatta ben orada olduğumu ülkeme döndüğümde arkadaşlarıma göstermek için bir fotoğraf çektiriyorum.
 
Ömrünüzde görebileceğiniz en korunaklı villalar, bütün ünlülerin saray yavrusu evleri sıra sıra dizili, yemyeşil ağaçlar arasında özel korumalarla korunuyor. Gazetelerde evlerinin içini gösteren fotoğrafları anımsıyorum. Milyon dolarlık malikaneler, küçük bir kasaba büyüklüğünde arazilerde kendine özel ormanlık alanları, parkları, bilmem kaç tane yüzme havuzları, onlarca özel odaları ile sadece 2 kişi ve bazen tek başına yaşıyorlar.. O şehirde yaşayan insanlar arasındaki derin uçurum yine , bir kez daha şaşırtıyor beni.. Beverly Hills ,  birçok diziye ve de filme mekan olmuş. . Eğer burada alışveriş yapmak isterseniz ( ki hiç de önermeyiz ) Rodeo Drive' a gidebilirsiniz. Burada Tiffany , Armani , Vuitton gibi ünlü markalar kim en pahalı yarışı içerisinde satış yapmaktadır.
 
Kuzey Beverly Hills lüks yaşamın ana merkezi konumunda. Burada Jack Nicholson , Warren Beatty ve Harrison Ford gibi ünlülerin evlerini görebilirsiniz. Eğer daha sakin ancak yıldız kaynayan başka bir yer görmek isterseniz LA'in batısındaki 'Bel Air' a uğramanızı tavsiye ederim. Benim için çok da enteresan değil, ama böyle şeylere çok meraklı insanlar da var.
 


Los Angeles'ın merkezinde denize girmek çok da mantıklı değil. Ama Santa Monica ve ya Malibu'ya gidebilirsiniz. Benim olduğum tarihte bir adam köpekbalığı saldırısına uğramıştı ve deniz sörf yapılabilkecek düzeyde dalgalıydı ama tercih yine de sizindir.
Santa Monica turistik bir kıyı kasabası.. Yan yana dizili mağazalar, sokak satıcıları alabildiğine var ve sokakta sigara içmek yasak. Nazar boncuğu satan bir Türk'e rastladık. Ve ondan alışveriş yaptık.. Çocuk yanımızdaki bir arkadaşımıza sigarasını söndürmesini, onun satış yaptığı yerde bulunduğumuz için ona da ceza kesilebileceğini söyleyerek uyardı.






 

Özetle, Los Angeles Downtown'da gezin, Hollywood ve Beverly Hills'i boşverin. Santa Monica'da çapkınlık turları atın, enteresan etnik dükkanlara girip çıkın. Japonların suşilerinden yemeden bir öğün geçirmeyin. İllaki ben ünlü bir marka çanta, kıyafet vs. birşeyler alacağım diyorsanız ; indirim zamanı %80 civarında fiyatlar düşüyor. Michael Kors'dan olağanüstü bir ayakkabıyı komik bir fiyata almanız mümkün. Ve eğer paranız varsa, en azından bir homeless'ı "görün" ve en azından bir öğün karnını doyurun..

Benden gezi gözlemleri, ve öğütleri bu kadar. Bu güzel yolculukta bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.




 



 

SEKSÜEL ÇEKİMİN BAŞ DÖNDÜRÜCÜ KİMYASI


C.T : Aslında hiç ilgilenmediğim bir adamdı. Fazla paralı , benim üniversite öğrencisi olduğum bir dönemde herkesin arkasından ıslık çalarak baktığı spor bir otomobili vardı ve bardaki sohbetimiz esnasında bakışları sürekli dudaklarıma kayıyordu. Dudaklarımın hareketlerinin fotoğrafını çekiyordu sanki. Yaşı büyük adamları sevmem, benden 8-10 yaş büyüktü sanırım. Ama bu hiç de tarzım olmayan adamla sohbet etmeye devam ettim. Benden tahrik oluyordu.. Bu aslında gizli gizli hoşuma da gidiyordu.. Parfümünün kokusu sanırım kalp ritminin atışına endeksli olarak yoğunlaştı, çekici  gelmeye başladı.
Şehir dışındaki yazlıklarına gittik. Yatak odasının her yeri aynaydı ve nereye baksam bizden yüzlerce çift görüyordum. Hiç oyalanmadı, vakit kaybetmedi.. En ufak beklemedi bile.. Sanki yıllardır o anı bekliyormuş gibiydi. Üzerimdeki yırtar gibi çıkarttı..
Geceye dair aklımda en çok kalan şey, benimle sevişirken hırsla ve olağanüstü bir özgüvenle benim kendimi dünyanın en seksi kadını sanmama sebep olan müstehcen konuşmaları oldu.
O nefes nefese söylediği her şey, hayatımdaki cinsel anlamdaki en büyük dönüm noktam oldu..
Sevişirken sessiz kalan adamlardan hiç zevk almadım o geceden sonra. Eğer karşımdaki adam bunu yapmıyorsa ben yaptım. O da öğrensin, tamamlansın istedim.
Benim tek bir gece birlikte olup bir daha yüzünü bile görmediğim o adam , beni başka sevgililerim için dünyanın en tutkulu sevilen, tutku ile sevişmek istenilen, unutulmayan kadını yaptı..
Ben o aynalarla birlikte, hayatına girdiğim herkesi tutkulu bir kölem haline getirdim; çoğaldım..


V.P : Öyle zeki bir kadın ki, konuşurken hayranlıktan nefes alamıyordum. Ve 'eğer ona sahip olursam ona ait her şeye sahip olacağımı' düşünüyordum.. Güzeldi, ama hayatımda tanıdığım en güzel kadın değildi.. Ama sanırım bir ortama girdiği zaman , kalan bütün kadınla onun enerjisinin, renginin gölgesinde kalıyordu. Bütün dünya onun etrafında dönüyordu. Ondan daha genci, daha incesi, ya da daha gösterişlisi vardı belki ama o başka bir şeydi. Zeki bir kadına sahip olmak, onun ışığına dahil olmak, adından bu kadar söz edilen, başka kadınların ya çok sevdiği ya da nefret ettiği biri olacak kadar önemli bir kadının gölgesinde kalmak değildi benim için.. Onun bir parçası bir uvzu olmak ve onunla tamamlanmak bile ona hayatım boyunca aşık olmama ya da kaybettiğim anda en büyük düşmanı olmama sebepti. Duygularımı asla dengede bırakmayacak kadar güçlü bir karakterdi o. Öyle bir kadından ya nefret edersin, ya da son nefesine kadar seversin..
 
.............

Aşk o kadar da steril bir şey değil. Yani içinde hırs, heyecan, tutku, güç, cinsel şiddet, ruhsal şiddet, öc alma, sevgi açlığı , her ne bulursa onunla beslenen ve zamanla doyumsuz bir canavara dönüşen bir şey.. Sadece bu da değil, birbirinin kokusu ile beslenip güçlenen bir kimyasal bileşke.

Değişik zamanlarda, değişik insanlarla yaptığım sohbetlerde, herkesin hayatına çok fazla kadın ya da erkek girdiğini ama işin tutkuya dönüşen kısmında seksüel çekimin , seksüel gücün, seksüel enerjinin yadsınamaz etkisini gözlemledim. Aşkın tutkuya geçiş aşamasında eğer farklı değilseniz, zeki, çekici, özgüveni yüksek, popüler karakter değilseniz; dünyanın en güzel kadını, dünyanın en fit adamı, en zengin, en prestijli insanı dahi olsanız; unutulacaksınız.. Akılda kalmayacaksınız.. Kimsenin arkasından bahsettiği biri olma şansınız da hiç bir zaman olmayacak.

...........

"Masanın diğer tarafında oturuyordun. Arada konuşurken kafamı kaldırdığımda , gözlerinin hiç kımıltısız ama hayranlıkla bana baktığını görüyordum. Söyleyeceğimi unutturuyordun bana. Sanki orada senden başka hiç kimse kalmadı bir süre sonra. Yanımdakiler, sağımdakiler solumdakiler silindi. Flulaştı. Dizin dizime değdi masanın altında , tamamen tesadüfen ve bedenim ısındı. Sonra bana 'seni seyretmek, hayatın geri kalanını yok saymak demek' dediğin anda, senin hayatım boyunca beni bırakmayacağına emindim. Bir insanın bakışları kadar seksi, baş döndürücü, doğal bir libido arttırıcı unsur olamaz. Söylemek istediğiniz herşeyi bakışlarınızla anlatabilirsiniz. Konuşurken, sevişirken.. Hiç fark etmez.."
 
.............
Bir kadının sekste en başarılı olduğu yaşların 40'lı yaşlar olduğunu söylüyor uzmanlar. Bu çok şaşılacak bir şey değil. Ne istediğini biliyorsun, en karizmatik yaşlardasın, bir erkeğin cinsel gücü altında ezilmiyorsun tam tersine onun üzerine hüküm kurabiliyorsun. İstediğini söyleme özgürlüğün var; artık kölelik dönemin bitti. Efendisin.. Yaşamının da , yatağının da efendisisin. Keyif almadığın noktada dile getirme lüksün var. Ya da olağanüstü bulduğun birini yüceltme.. Kendini tanıyorsun, bedenini tanıyorsun..

...........

"Benden yaş olarak küçük bir erkekti. Ama bana olan tutkusu beni büyülüyordu. Bana hayrandı, dünyadaki geri kalan bütün erkeklerden kıskanıyordu. İncir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden dolayı kriz geçirip, akla hayale gelmeyecek senaryolar hikayeler yazıyordu kendi kendine ve işin garip tarafı kendisi de gerçekten inanıyordu bütün bu söylediklerine.. Taksi şoförüne gecenin bir yarısı kötü davranıyordu çünkü aynadan bana baktığını iddia ediyordu. Gittiğimiz mekanda hiç farkında olmadığım bir adamla bakıştığımı iddia edip masaları devirmeye kalkıyordu. Bir arkadaş sohbetinde adı geçen bir erkeğe kafasını takıyor, arkadaşlarımız evden çıktığı anda 'onunla yatmıştım değil mi?' diye başlayan yüksek seste bir kavganın fitilini ateşliyordu. Çantamda bulduğu bir tütün zerresini getirip bana gösteriyordu, daha önce kimin sigarasını koydun bu çantaya , sen sigara kullanmıyorsun diye hesap soruyordu. Sonra geceleri benden öc alır gibi sevişiyor. Hiç yorulmuyordu. Öyle aşk gösterileri yapıyordu ki, sanki dünyanın geri kalanında başka bir  kadın yok, sadece ben kaldım sanıyordun.
Sonraları yıllar süren birlikteliğimizde defalarca aldatıldığımı öğrendim. Başka kadınlarla olan yazışmaları önüme geldi...
Okurken ürperdim. Sani bana gösterdiği yüz ile başka kadınlara gösterdiği yüzdeki insan farklıydı.
Çift karakterliydi. Hastalıklı bir ruh taşıyordu. Ama ben bunu yıllar sonra öğrenmiştim. Ve 20'li yaşlarda kaybettiğin yıllar ile 40'lı yaşlarda kaybettiğin yılların ağırlığı aynı değildi, bir değildi.."

............
 
Seksüel çekim duyduğunuz kişi hastalıklı bir yapıya sahipse, bu durum dünyanın en tehlikeli durumu olabilir. Sınırda kişilik bozukluğu olan biri, sizi de hastalıklı bir hale getirebilir.

Şarkılarında cinsel içeriği çok kullandığı için çok büyük eleştiri alan bir şarkısı Teoman, bir röportajında "evet ama bunun ne sakıncası var, dünya cinsellik üzerine dönüyor" demişti.

Siz yine de beyninizin kimyasını vücudunuza aşılarken heyecan duymaya devam edin ama ruhunuzun katili olmasına müsaade etmeyin.

Denge her zaman iyidir.

Ve beyninde zeka pırıltıları barındırmayan bir kadın da bir erkek de asla seksi olamaz. Unutmayın.