KADINLARI PAGANİSTE DÖNÜŞTÜREN ERKEKLER


JON KORTAJARENA

...Ve tanrı erkeği yarattı. 19 Mayıs 1985 doğumlu İspanyol model. Şu an Madonna'yı mutlu etmekle meşgul. Bütün heteroseksüel erkeklerin bile cinsel tercihlerini değiştirecek kadar baş döndürücü.

Hugo Boss "Orange" erkek parfümünün yüzü. En popüler erkek mankenler listesinde ( elbette en çok kazanan erkek modeller listesinde de) ilk 10'da. Tom Ford'un ilham meleği. DKNY ve H&M reklamlarında bütün kadınların kıyafeti boş verip taş kesilerek yüzüne baktığı adam.  Just Cavalli, Versace, Giorgo Armani, Bally, Etro, Trussardi, Hermes, Guess, Diesel, Lagerfeld'in birbirini ezerek model olarak kullandığı adam.

Tatil yaparken, 18 yaşındayken Cavalli tarafından keşfedilmiş.



 

TAYLOR KITSCH

8 Nisan 1981 doğumlu Kanada doğumlu genç aktör.

Zamanında ailesi için inşaatta bile çalışmış. New York'da tren istasyonlarında, sokaklarda uyumuş. Los Angeles'ta Diesel tarafından keşfedilmiş. Daha sonra dizi oyunculuğu ile ününü pekiştirmiş. Friday Night Lights dizisinde tam 68 bölüm oynamış.

Saçları, karizması, yüzü, vücudu, gülüşü için söylenebilecek hiç bir şey yok : kusursuz..

 Austin-Teksas'ta oturuyormuş. Yani gidip birebir görüp son nefesinizi falan vermek isterseniz, uçak biletlerinizi alın şimdiden.


 
MARLON TEİXEİRA

19 Eylül 1991 doğumlu Brezilya'lı model.  Kendisinde Portekiz ve Kızılderili kanı var.

Emperia Armani, Dolce& Gabanna, Roberto Cavalli, Jean Paul Gaultier, Emperio Armani ve Dior Homme'un nefesleri kesen taş bebek mankeni.

Bu arada ben kendisini Tommy Hilfiger reklamında keşfedip, o sayfada 15 dakika suratına bakakaldığım model olduğunu söylemeden geçersem olmaz. Dergi elimde 3 aylık oldu, halen atmıyorum. Bence yakında canlanıp çıkacak o sayfadan.

Uluslararası erkek modeller arasında dünya sıralamasında 7.sırada. Brezilya'nın ise en iyi modeli.


 
TYSON BALLOU

14 Kasım 1976 doğumlu Amerika'lı taş model. 15 yaşında keşfedilmiş. O yaştan beri bence yaşı en fazla 10 yılda ileri gidip oralarda takılıp kalmış. . Jil Sander, Moschino, Hugo Boss, Emperio Armani, BCBG, DKNY, Valentino'nun bir numaralı mankeni.

Hatta şu aralar uluslararası erkek modeller arasında en çok para kazanan, bir numaralı model.
 
 
 
 

GABRİEL AUBRY

30 Ağustos 1976 doğumlu Kanadalı manken..

Yıllarca kendisini Halle Berry'den kıskandık. Ama o sırada Halle kendisinden çocuk bile yaptı. Gerçi adam pek bir işe yaramadı sanırım, çocuk Halle'ye daha çok benzedi. Ama olsun heyecanı yeter. En büyük bağlantısını Calvin Kline ile yaptı. Diğer büyük markalara nazaran en çok onun reklamında gördüğümüz bir model. ( Of! bu ne ya )

Vogue'un erkek dergisinde üst üste 4 kez kapak olmuş tek mankendir.



 
AARON TAYLOR JOHNSON

Anna Karanina'nın Kont Varonsky'si.. 13 Haziran 1990 İngiltere doğumlu tanrının dünyadaki izdüşümü. Anna Karanina değil bütün kadınları büyüleyip kendini tren raylarına attırtacak acayip bir adam..

Bu adamın verdiği enerjiden, ışıktan trafo kurulur.

Nasıl oldu da Sam Taylor Woods'la evlendi bir türlü akıl sır erdiremediğimiz genç yetenek oyuncu. Üstelik bir bebeği bile oldu. Bu adamların dünyada kendilerinden bir şeyler bırakmalarını daima destekliyorum. Bu arada karısının soyadını kullandığına göre , baya nüfuslu bir eş olsa gerek.

Anna Karanina'ya Jud Law için gidip bu Aaron Johnson'a aşık olarak çıktığım için hiç pişman değilim. İçmeden sarhoş edecek türden kendisi.
 
 
 
 
 
 
JARED LETO
26 Aralık 1971 doğumlu.. Sonsuza kadar genç kalanlardan. Amerikalı muhteşem aktör.

Kendisi küçücük bir ergenken rol aldığı "Requem for a Dream" deki rolü ile  günlerce etkisi altında bırakmış. Biraz büyüyüp serpilince "Mr.Nobody" de bebek gibi yüzü ile herkesi kendine aşık etmiş, "Büyük İskender"i bile baştan çıkartan karakteri canlandırırken, sinema objektifinden içeri dalıp, tokalaşıp kendisini tebrik etmek istediğimiz güzel insan.
 
 
 
 
 
 
 BEN BARNES
20 Ağustos 1981 doğumlu İngiliz sinema oyuncusu. Kendisini en çok tanıttığı filmi "Dorian Grey'in Portresi"dir. Son dönem İngiliz oyuncuların Yunan Heykellerinden bir farkı olup olmadığı konusunda kafaları karıştıracak bir fiziğe sahiptir.

Anne-baba psikiyatrist ya da terapist olunca huzurlu ve mutlu büyüyen çocukların, ne kadar güzel de olabileceğinin canlı kanıtıdır.

Saçlarını her zaman uzatmalıdır. Kızlarda bile bu kadar sağlıklı saçlar olduğu tartışılır.

O gerçek bir Dorian Grey'dir.













EN İYİ FİLM MÜZİKLERİ


Film müzikleri, filmlerin bel kemiği, sihirli yolculuğu..
Kalbi..

Filmlerde özellikle Avrupa sinemasının film müziklerinin çok daha başarılı olduğunu düşünsem de; İngiliz ve Latin Amerika sinemasında da öne çıkan film müzikleri var ki; bunlar da  o müzikleri duyduğumuz anda beynimizde filmin makarasını sardırmaya başlayıp bizi yeniden o, olağanüstü yolculuğa götürecek cinsten..
 
Bu elbette benim kişisel sıralamam, dünyaca ünlü bestecilerin ellerinden çıkan da var, adını çok az duyduğumuzda..

1- İngiliz sinemasından yönetmen Dany Boyle'nin bugüne kadar yapılmış en iyi filmi Trainspotting'in film müziği Lou Reed'in seslendirdiği "Perfect Day"..
 

 
 
2- Yunan sinemasının unutulmaz yönetmenlerinden Theodoros Angelapoulos'un tablo gibi film karelerinden oluşan The Weeping Meadow'un içinizde çiçekler açtıran  Eleni Karaindrov'un aynı isimli bestesi..
 




3- Amerikalı film yönetmeni Quentin Tarantino'nun belki de en güzel, en pozitif aynı zamanda en objektif filmi Django'nun bizi 1950'lerin o naif melodisiyle sarmalayan film müziği ; Luis Bacalov'un "Django"su.
 


4- Amerikalı yönetmen  Julie Taymor'un  belki de en başarılı filmi Frida'nın film müziklerinin hangisinin daha iyi olduğunu seçmekte zorlanabilirim. Ama filmle en özdeş müzik olarak Chavela Vargas'ın "La Illora"sı..
 
 




5- İtalyan yönetmen Sergio Castellito'nun harika filmi Venuto al Mondo filminin içimizi ağlatan, Emile Hirsch'in intihar sahnesini beynimize kazıtan o olağanüstü film müziği Sia'nın seslendirdiği "Lullaby"
 

 
 
6- İspanyol yönetmen Carlos Saura'nın insanı kalkıp dansetmeye zorlayan, yeteneksizliğinden dolayı kendini sorgulatan ünlü filmi Tango'nun Lola Schifnn'in aynı isimli bestesi.
 


 
7- İtalyan yönetmen Sergio Leone'nin , halen bütün zamanların en iyilerinden kabul edilen filmi Once Upon A Time In America filminin bestesici Ennio Morricore'nin muhteşem melodileri.
 

 
 
8. Yunanlı yönetmen  Mihalis Kakogiannis'in kült filmi Zorba'nın Greek dansı ile akıllarımıza kazınan Mikis Teodorakis bestesi.
 
       


9-  Sırp yönetmen Emir Kusturica'nın 1989'da Cannes'da en iyi yönetmen ödülünü almasına sebep olan " Time of the Gypsies" filminin muhteşem film müziklerine imza atan Goran Bregoviç'in eserleri.
 



10 - Vee senaryosu ile de aşka bakış açısının orjinalliği ile de hafızalarımızdan çıkmayan Michel Gondry'nin  Eternal Sunshine of the Spotless Mind filminin en taş kalpliyi bile aşka özendiren film müziği Beck'in "Everybody's gotta learn sometimes"..
 

ANDY WARHOL'UN FABRİKASI


Andy Warhol'u pop-art sanatının kurucusu olarak bilmeyen yoktur. Ama Factory Girl'ü izlediğim tarihe kadar onun karanlık yüzünün hiç farkında değildim.

Warhol'un başlattığı akım yani modern sanat, 1960'ların sonlarında o kadar çok tutuldu ki, tam bir fenomen dönüştü. Seri üretim malzemelerinden afişler yaptı. Mesel konserve kutularından, tenekelerden.. Kendisine o kadar aşık bir adamdı ki, bazı partilere kendi saçlarının kopyası olan peruklar gönderirdi. Cinselliğin çok ağır bastığı , pornografik kısa filmler yaptı.

Atölyesinin adı "Fabrika"ydı. Çok yakışlıklı genç adamlar, çok güzel kusursuz genç kadınlar onun sayesinde çok ünlü oldular. Bu gençlerin asla ekonomik sorunları yoktu. Sadece hayattan keyif alamıyorlardı bence. Ve onların daha keyifli vakit geçirebilmeleri için Warhol onlara bolca anfetamin türevi ilaçlar kolayca sağlıyordu. Onları işi bitene kadar sanatı (!) adına kullanıyor sonrası içinde asla umurunda olmuyordu.

Marilyn Monroe tablosu sanatçının en çok bilinen işlerindendir. Ayrıca Campbell marka çorba kutusu ve tasarımlarında kullandığı Coca Cola şişeleri de Warhol klasikleri arasındadır. "Gelecekte herkes 15 dakikalığına ünlü olacak", “Her şey poptur, pop her şeydir." söylemleriyle de tanınan Warhol'un 1966'da çektiği "Chelsea Girl" adlı filmi, ticari salonlarda gösterilen ilk underground film olarak tarihe geçmiştir.

O bir akedemiliydi, işinde yepyeni bir akımın lideriydi ve çok başarılıydı. Yaşadığı dönemde Bob Dylan, Jim Morrison , John Lennon ve David Bowie ile albüm kapaklarının tasarımında çalışmıştı.

Dick Tracy, Temel Reis gibi çizgi roman kahramanlarını resmeden Warhol, Coca Cola şişelerini de kullanıyordu. Büyük sanat eleştirmenleri Warhol'un yeteneğinin farkına 1961'de vardılar ve 1962'de çizimlerini yaptığı dolar banknotları ve Campbell marka çorba kutusu üzerine yaptığı tasarımlar, "Yeni Gerçekçilik" ismi verilen bir pop-art sergisinde sergilendi. Bu sergiyle büyük başarı kazanan Warhol artık New York'taki sanat çevresi tarafından isminden övgüyle söz edilen bir tasarımcı olmuştu. Warhol, 1963 yılında "Fabrika" adını verdiği stüdyosuna taşınarak "Red Jeckie" ve "Flower" ismini verdiği resim serilerini çizmeye başladı. 1964 yılına kadar "Fabrika"da 2000 kadar resim yapan ve bir çok film çeken Warhol, Marilyn Monroe, Troy Danahue ve Elizabeth Taylor gibi ünlü isimleri resmettiği çalışmalarıyla da oldukça popüler olmuştu.

Fabrika'nın en dikkat çeken ve ön plana çıkan ismi vardı. Biri Edie Sedgwick diğeri Jon Dallesandro..


Edie Sedgwick'in soyu kraliyet ailesinden geliyordu. Ama kronik ailesel sorunları vardı. Babası bütün aile bireyleri taciz eden hasta ruhlu bir adamdı. Edie çok zarif ve güzel bir kadındı ama babası yüzünden akıl hastanesinde yatmış ve anoreksia hastalığı tedavisi bile görmüştü. 1960'larda New York'a sanat eğitimi için geldiğinde Andy Warhol'un dikkatini çekmesi hiç de zor olmadı. Bembeyaz bir ten, gözlere çekilmişi simsiyah kalemi ile Warhol'u büyüledi. Beyaz pantolon içine giyilmiş jartiyerli siyah çoraplar ve avize küpeler de cabası. O dönemin bir moda ikonu haline gelmişti.

Harward’daki bütün züppe erkekler irileşmiş gözbebekleriyle karanlığın içinden bakan bu ürkek ve güzel kızla birlikte olabilmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Ancak öteki kızlar gibi değildi. Sevgililerinin aileleriyle tanışmaya gittiğinde masadan kalkıp çimenlerin üzerinde yürüyor ve üzerindekileri çıkartıp öylece sere serpe güneşlenebiliyordu.

Kimse daha önce onun gibi bir şey görmemişti; saydam bir mayo, siyah külotlu çoraplar ve bir süveterden başka bir şey giymiyor, metroya bikinisinin üstüne geçirdiği sabahlıkla biniyor, partilerden çıkmıyordu.

Edie saçlarını Andy’ninkilere uysun diye gümüş rengine bile boyatmıştı. Fotoğrafları Vogue ve Life dergilerinde yer almaya başladı. Oğlansı görüntüsü uniseks modasının ilk örneğiydi. Ancak pürüzsüz yüzündeki meleksi ifadeyi hiç silmediği hatta her gün yeni bir kat makyajın altına gizlediği söylenen Edie pillerini çabuk tüketiyordu. Alkol ve uyuşturucu yüzünden giderek bir hayalete dönüşmeye başlamıştı. Ağzında yanan bir sigarayla uyuyakalıyordu. Hatta bir defasında kaldığı odada mumları devirip yangın çıkarmıştı.

Bob Dylan'ın uğruna harika şarkılar yazdığı bir aşkın tanrıçasıydı o.

Ancak ekonomisi bozulmaya başlamıştı. Vogue, adı uyuşturucu bağımlılığıyla beraber anılan batağa saplanmış biriyle çalışmak istemiyordu. Artık yeni taşındığı ünlü Chelsea Hotel’indeki odanın ücretini bile ödeyemeyecek duruma gelmişti.

Son filmi ”Ciao! Manhattan”da üstsüz otostop çeken ve odasını evinin boş havuzuna taşıyan kendinden bile daha tuhaf bir karakteri canlandırdı. Filmin çekimleri bittikten birkaç hafta sonra da aşırı doz uyuşturucu alarak hayatına son verecekti.
Onun hayatı kötü bir kazaydı. Bir apartmanın en üst katından düşen oyuncak bir bebeği andırıyordu. Üst üste taklalar atıyor, kendini toparlayıp bir yere tutunamıyor ve her seferinde biraz daha parçalanıyordu. Sonunda yere düştü ve hiç başlamaması gereken bu lanetli hikaye sona erdi. O aslında bir Warhol kurbanıydı.
 
 
Joe Dallesandro bütün zamanların en olağanüstü fiziğine sahip bir Andy Warhol ikonuydu. Halen yaşıyor üzülmeyin ama çok yaşlandı. Bu kadar yakışıklı adamlar hiç yaşlanmamalı belki de Oscar Wilde'ın "Darian Grey"i gibi gençlikleri ölümsüzlüğe mahkum edilmeli.

Tanrı her zaman bu kadar kusursuz eserler çıkaramıyor. Lakabı küçük Joe idi. Çünkü "fabrika"ya alınıp o enteresan kısa filmlerde oynatılmaya başladığında henüz 18'indeydi. Yunan tanrıları gibi kusursuz bir vücuda sahipti. Ve sadece kadınlar değil erkekler de ona aşıktı. Kendisi de biseksüelsi zaten. Filmlerinde burjuvazinin yataklarını toplayan, tarlalarını süren, odunlarını kıran, kızları ile yatan bir proloterdir.

En çok neyi ile ünlü olduğunu yazamayacağım ama bir Google'a girip görebilirsiniz. Andy Warhol için bir fetiş objedir o. Adam biseksüelmiş falan ama o dönemin bütün sex objesi güzel kadınları ile birlikte olmuş. Heteroseksüeller bu kadarını beceremezdi inanın buna.

En yakışıklı yazamı 28 yaşındaki zamanıdır (her erkek ve kadın gibi). Burada derin derin iç çekebilirsiniz, ben çektim az önce.

Kendisi Warhol'un ekibinin bolca içine uyuşturucu verdiklerindendir. Tahminim Edie kadar akılsız davranmadığı durumlar oldu ve halen gayet güzel yaşıyor California'da. Hatta geçenlerde bir televizyon programına bile çıkmış.

Yine de herkesin bilmediği sırları olduğunu düşünüyorum ben Dallesandro'nun.. Ölmeden ortaya çıkmayacak olanlardan. Ve yaşıyor da olsa onu da Edie gibi Warhol'un Fabrika kurbanlarından olarak görüyorum.